Fish (Balık) – Enerjiyi Yakalayın & Potansiyelinizi Ortaya Çıkarın

Fish(Balık) – Enerjiyi Yakalayın & Potansiyelinizi Ortaya Çıkarın 

Bugün sizlere çok kısa bir sürede rahatlıkla okuyabileceğiniz Balık(Fish) isimli kitaptan bahsedeceğim. Yazının tamamını okurken bile kendinizi iyi hissedeceğinizi söyleyebilirim.  
Kendi kafamda 3 bölüme ayırdım. Kitap hakkında kısa bir bilgi vererek yazıyı başlatacağım. Kitabı okuduğum tarihtenlüğüme yazdıklarımı yazının ortasında geçireceğim. Yazının son kısımlarında kitaptan alıntılar yapacağım. Alıntıları görüntülü ve yazılı olarak geçireceğim. Ön bilgi verdiğime göre okumak isteyenleri yazıya alalım. 

Fish (Balık) – Stepten C. Lundin, Harry Paul, John Christensen 

Kitap Ne Anlatıyor?

Hayatla mücadele konusunda kendine olan inancını kaybetmişti.  Duvarlarını kendine dair inançsızlığının oluşturduğu bir hapishane yaratmıştı. Mary Jane, tam olarak bu durumdayken sihirli elleriyle hayatına dokunan bir insan belirir. 
Dr Stephen Lundin - Fish, Balık
Fish – Balık kitabı – iş dünyası

Enerjiyi yakalayın ve potansiyelinizi ortaya çıkarın. Moral gücünü artırmanın ve daha verimli sonuçlar elde etmenin etkin yolu yazılarıyla neredeyse her insanın ilgisini çekebilecek bir biçimde kapak tasarımıyla bizi kucaklıyor. Umutsuz ev kadınları tarzında bir ofis ve Seattle Balık Pazarı ekseninde dönüyor..  Seattle Balık Pazarındaki mutlu balıkçılardan etkilenerek oluşturulan kitap kocaman bir Balık Felsefesi yaratabilecek konumda. Özellikle iş dünyası adına okunması gereken kitaplar arasında yerini alıyor. 

 Günlüğüm ve Kitap 

 

Yine kararsızdım. Kararsızlığın insanı atalete sürükleyip vakit öldürtmekten başka bir şey olmadığını bildiğimden kura çekmiştim. Bir gece vakti Bursa Şehir Kütüphanesi’nde kararlar almaya çalışırken..  
Yanımda getirdiğim 4 kitap ismini farklı kağıtlara yazarak kura çektim.  
En düşük ihtimal olarak gördüğüm, aklımdan geçmeye tenezzül etmeyenFish” çıktı. Klasik Amerikan abartmalarından biri olduğunu düşündüm ilk sayfalarında. Öte yandan soluksuzca devam ettim. Kendime söz vermiştim, bu kitap burada bitecekti. Basit kelimelerle, herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir biçimde anlatılmıştı. Sanki güçsüz bir dövüşçü gibi vuruyordu. Ama doğruydu. Eksiklerimi vuruyordu yüzüme. Anladım ki her şeyin nedeni varmış. Yıllardır kitaplığımda durduğu halde okumadığım kitap belki de beni harekete geçirme gücünü veren şey olacak.
  
31.01.17 – Deniz Çakmak/Günlük 

Balık – Altını Çizdiklerim

her iş yapana sıkıcı gelir- fish, balık kitabı
Balık Felsefesi- Yaptığınız işi sevin
Hayat o kadar kısa ki yaparken zevk almadığımız şeyleri iş edinmemeli ve ideal işyerimizi aramaya devam etmeliyiz. Tehlike şurada gizli: Eğer ideali ararken gereğinden fazla geleceğe yoğunlaşırsak, bugün elimizde olanı da kaybedebiliriz. 
“Hiç düşündün mü, her iş yapana sıkıcı gelir? Bazı yoğurt satıcıları işleri için bütün dünyayı dolaşmak zorunda kalıyorlar. Ben bunun heyecan verici olduğunu düşünüyorum, onlarsa yorucu olduğunu söylüyorlar.  
Tutumunuzu Seçin 
Sonra çok eğlenceli bir şey keşfettik. İşin konusunda seçim hakkın olmasa bile, işi yapış biçimin konusunda seçim hakkın mutlaka vardır. 
İşin konusunda seçim hakkın olmasa bile, işi yapış biçimin konusunda seçim hakkın mutlaka vardır.
sipsi.net – fish felsefesi- kitaptan alıntılar


Değişmek için cesaret 
Madem kuşkuların var. Daha fazla veri topla. 
Ünlü bir Fransız yazar şöyle demişti: “Hayatlarının belirli bir noktasında saatleri duruveren insanlar var” Birçok insanın hayat mücadelesine tanık oldum. Yogi Berra’nın dediği gibi “İzleyerek birçok şeyi gözlemleyebilirsiniz.” Çoğu insanın ömrünün herhangi bir döneminde öğrenmekten ve gelişmekten keyif aldığına inanıyorum. Eğer tohuma kaçma tehlikesinin bilincindeysek, bunu engellemeye çalışabiliriz. Saatiniz durursa, yeniden kurabilirsiniz. 
Fish-Balık-Dr Stephen - tohuma kaçan insanlar
Öğrenmekten keyif almak- fish- balık- dr stephen C. Lundin


Diğer insanların ne şekilde davranacaklarını kontrol edemeyiz, ama nasıl tepki verdiğimizi kontrol edebiliriz. 
Balık Felsefesi işe yarıyor. İş dünyasında kendine yer edinmeyi başarmış durumda.
Yaratıcılık, tutku, esneklik, içtenlik…  Kitap üzerinde yanyana gördüğüm en güzel 4 kelimeydi.
Balık kitabının hayatınızda olumlu etkiler yaratması halinde daha mutlu bir insan olabilirim.  Sonrasında hep beraber Dr Stephen C. Lundin, Harry Paul ve John Christensen’e teşekkür ederiz.
  

ANLAM ÜZERİNE

 

John Gardner- Anlam
John Gardner – Anlam

John Gardner’in anlam üzerine yazdığı kısa bir yazıyla kitabın sonu geliyor. Türkçe arama motorlarında dahi olmayan bu mükemmel yorumu sizlerle paylaşmak beni mutlu ediyor. Alınacak dersler var. 

Anlam  

Anlam, bir bilmecenin cevabı ya da define avında bulduğumuz sandık gibi tesadüfen bulunan bir şey değildir. Anlam, yaşamımızda oluşturduğumuz bir şeydir. Geçmişiniz, sevgileriniz ve bağlılıklarınız, insanlığın deneyimlerinden size yansıyanlar, yetenekleriniz ve anlayışınız, inandıklarınız, sevdiğiniz şeyler ve insanlar uğruna fedakârlık yapmaya hazır olduğunuz değerler sayesinde oluşur. Bileşenler hazırdır. Bunları ancak siz yaşamınızı kuracak şekilde bir araya getirebilirsiniz. Yaşamınızın bir itibarı ve sizin için bir anlamı olsun. Ancak o zaman başarıyla başarısızlık arasında denge kurmak kolaylaşır.  
John Gardner yazdı, sipsi.net paylaştı.

“Deniz Çakmak İle Yarından İtibaren Başlıyorum” Programı

Bugün 23 Ekim Pazartesi. “Deniz Çakmak İle Yarından İtibaren Başlıyorumprogramı hayatın değişik yerlerinde genellikle gösterimdeydi. Yapmanız gerektiğini düşündüğünüz işlerinize yarından itibaren başlıyorsunuz değil mi? Daima yarından itibaren başlanan işlere artık başlamalıyız. Bu düzen yıkılmalı, bu düzeni benden başkası yıkamaz diyerek bir adım atmalıyız belki. 

 Bugünden itibaren belli bir süre boyunca her gün buraya yazacağım. Gerek geçmişte tuttuğum notları tarihleriyle birlikte paylaşacağım, gerekse fikirlerimden bahsedeceğim. Bunları denerken vakit buldukça gündeme de değinebilirim. Konunun ana fikri şu: Düzenli bir şekilde yazacağım. Bunu en yoğun olduğum dönemde dahi yapacağım. (Özel durumlar dışında) Çünkü, yarıda kalmışlık hissi beni üzüyor.  
Her gün burada yeni yazılar, yeni videolar, yeni fotoğraflar bulabilecekseniz. Blog okuma kültürüne sahip insanlar şöyle bir e-posta kaydını yapıp yazıları kaçırmasın 🙂  

Peki Neler bulabileceksiniz?  

Birkaç tüyo vereyim. Yeni kategoriler geliyor. Balkanlar, bağımlılık, goygoy vb birçok kategori. 
Gezmek isteyenlere öneriler, hayat üzerine notlar, okuduğum ve yararlı bulduğum kitaplardan kısaca bahsetmek gibi. İzlediğim filmlerden kesitler sunarken üzerine düşüncelerimi sunacağım.
    
Kendi videolarım, kendi fotoğraflarım, kendi yazılarımla yararlı bir kaynak yaratırken kendi içimde oluşan tatmin olma duygusuyla devam edeceğim. Daha iyisini yapabilirim diyerek düşünceler arasında kaybolmaktansa iyi veya kötü bir biçimde her gün devam edeceğim. Eksik veya hatalı kısımlar olabilir. Fikirlerinizi belirtmekten çekinmeyin. Yorum yapabilirsiniz, eleştirmekte özgürsünüz.  İçimizdeki Oblomov‘a bir dur deyip adım atalım? Çok yoğunum, çok! “Deniz Çakmak İle Yarından İtibaren Başlıyorum programı yarın yayında.

Hasanağa Bahçesi’nde Bank Muhabbetleri

     Hasanağa Bahçesi’nde Bank Muhabbetleri 

Solumdaki bankta ayrılmak üzere olan genç sevgililer, sağımdakinde 20 yıllık ceza yattığını iddia eden genç tehlikelimsi yaratıklar.  
Kulaklarla birlikte kafa sağ banka çevrildi. Bütün vukuatları Hasanağa Bahçesi’nde olmuş. Ne geldiyse başımıza Hasanağa Bahçesi’nde diyerek vurgulamaya devam ettiler. Suç, infaz, memur, hapishane, koğuş kelimeleri ellerinden alınsa kurdukları cümle bir anlam ifade etmeyecek duruma geliyor. Ne kadar tehlikeli, itin uğursuzun teki olduklarını birbirlerine kabul ettirmek için her yolu deniyorlar. İnsan ne yaşıyorsa ne düşünüyorsa en nihayetinde onu çıkarıyor dışarı. Kendilerini koruyabilmek için kolay lokma değilim mesajı verebilme gereği duyuyor olmalılar. Arkadaşlarına yaranmak ve kendi çevresinde yer edinebilmek için yapılan saçma davranışlara bir örnek olarak incelenebilir. Yani çevrelerinin beklentisi bu yönde olmalı. Aslında onların suçu değil. Sadece hayatın gereklerini yerine getiriyorlar. Muhabbete hakim olduktan sonra hayatın içinden şeyler bunlar diyerek solumdaki banka kulak kabartıyorum.  
Hasanağa Bahçesi Bank Muhabbetleri
Dikkat çekici bank şeyşi. Bank, Hasanağa Bahçesi’ne ait değildir.
Bir kulağım hafiften çalan müziğe odaklanmış gözlerim karşımdaki ağaçları incelerken diğer kulağımla meali ‘senden adam olmaz’ olan cümleleri birbiri ardına dinliyorum.  Kadın haklı tepkisi verdikten sonra şöyle bir göz ucuyla bakıyorum. Kadın uzun uzun senden adam olmaz dedikten sonra gider ve çocuk bankta yalnız kalır.  S elde ardı ardına yanan sigaralar, sol elinde telefon belirmeye başlar. Telefonla birlikte profil resmini kontrol ediyor olmalı. Belki son bir defa öpmek için..  Çocuk, kendinden bir bok olmayacağına ikna olmuş görünüyor. Üstelememesinden, hayır değişeceğim sözlerinin dudaklarından çıkamayışına kadar bütün vücuduyla kabullenmiş. Değişeceğim sözcüğünü kurmaya bile yeltenmemişti zaten. Yalandan da olsa kurmalıydı belki… 
Sorumsuzluk, büyük bir sorun olmalı kadınların gözlerinde. Ne kadar sevse dahi artık dayanamadığını söyleyerek gitmesinden belli. Bu görüntüden anladığım kadarıyla umudunu kaybedince kalamıyorlar. 
Ah be oğlum bir değişim sinyali verseydin diyorum içimden. İç sesim bu cevaba karşı gelerek kelin ilacı olsaydı diyor. Eh baş falan, sürer filan.  
Çocuk, banktan kalkıp ağaçların arasında kaybolurken karanlıkla aydınlığın arasında zaman zaman belirerek yavaş yavaş süzülüyor. Hasanağa Bahçesi’nin yalnız takılan köpeği Pablo gibi düşünceli. 
Üzüldüğüne emin oluyorum. Aynı zamanda elinden bir şey gelmeme haline şahit oluyorum. Başkasının üzüntüsünü bir yandan gözlemleyen bir yandan onlar için üzülen Deniz’e geliyor sıra. Peki ya sen?  
Işık, Deniz’e dönüyor. Ve aynı şekilde ağaçların arasından kayboluşuna şahit oluyor parkın köpekleri. Kendinden emin adımlarla yürümesine rağmen bir yandan hiçbir zaman mutluluğunun çoğunlukta olmayacağı hissine kapılıyor. Yaşam ve ölüm arasında süzüleceğiz her gün.  
    11 Ekim 2017 akşamını 12 Ekim 2017 gecesine bağlayan saatlerde Hasanağa Bahçesi’nde. 

Buca Hasanağa Bahçesi

     Buca Hasanağa Bahçesi
hasanağa bahçesi'nde hamak kurmak
Pablo ve hamak. Beni boşver.
Buca Belediyesi’nin Hasan Ağa Parkı, İzmir Belediyesi’nin ise Hasanağa Bahçesi olarak haberlerinde geçirdiği yer burası.  
Kpss’de Türkçe sorularının hepsini cevaplamamış olması muhtemel olan çalışanlar barındırdığına emin oluyoruz.  Hatasız kul olmaz. Hatta görürseniz hatalarımı düzeltin. Alınmak, gücenmek yok. Öğrenmek var hayatta. Hata yapınca gelecek eleştirilerin dozunu azaltıyorum.  
 
Buca Hasan Ağa Parkı
Buca Hasan Ağa Parkı

Buca Hasanağa Bahçesi
Buca Hasanağa Bahçesi


Yani bana da sorarsan ayırmaya gerek yok. İnsanlar bile kalabalıkken güzel görüntüler çiziyor dışarda. Ben Hasanağa Bahçesi şeklinde kullanacağım. Yaygın olarak Hasanağa Bahçesi tabiri kullanıyor. 
Hasanağa Bahçesi olmasa Buca gerçekten çekilmez bir yer olurmuş. Buradan parkların, bahçelerin insan yaşamına olumlu etkisini vurguladığımı bilmenizi istiyorum.  “Mesele iki ağaç değil sen hâlâ anlamadın mı!” diyerek selamımıza da çakıyoruz tabi. Parklar ve bahçeler dışında da rahatça yaşayabilmeli insan. 

           Hasanağa Bahçesinde Daima Yapılabilecekler/Yapılanlar 

Kulaklığını takıp aylak aylak dolaşırken düşünebilirsiniz. Yürüyüş pistinde zararsız köpekler eşliğinde yürüyüş yapabilirsiniz. Sporla aranız varsa tenis, basketbol öncülüğünde dahi olsa rahatlamanıza yardımcı olur. Koşu yapabilirsiniz, zaman zaman küçük kalelerle salon futboluna benzer şekilde takımlarıyla gelen veteranlara yancı olabilirsiniz. Genellikle boş ve yağmurlu günleri tercih ederler. Sahanın boşluğundan faydalanıp yağmurlu havada gerçek bir futbol havasında geçer maçları.  Gerçekten neden 2 tane kale alıp bazı geceler çıkmaz ki ikinci öğretim öğrencileri?  Yazık şu gençliğe. 
  
Hasanağa Bahçesi’nde hamak kurup etrafı izleyebilirsiniz. Havalar çok soğuk veya yağmurlu olmadığı sürece genellikle dolu olduğu için kesinlikle ilgi çekici şeylerle karşılaşabilirsiniz. Biranızı, çayınızı, kahvenizi vb. ne içmek ve yemek istiyorsanız alıp çimlere yayılabilirsiniz. Tabi insanları rahatsız etmiyoruz. Lütfen arkadaşlar!  
Hasanağa Bahçesi’nin bankları üzerine uzun uzun yazabilirim. Bank muhabbetleri meşhurdur buranın. Daima boş bank bulabileceğiniz yoğunlukta bank bulundurmasına rağmen geneli doludur. Sokaklara çıkın, hareket edin, insanlarla iletişim kurun. Yaşayan şehre adapte olun diyerek gidiyorum. Düğünümüz var! 

Sipsi Nedir? Sipsinin Anlamı Ne?

Sipsi Nedir? 

Sipsi Nedir? Sipsinin anlamı ne? Sipsi ne demek diye sorular duymak benim hoşuma gidiyor. Şimdiye kadar 2 kişiden duymuş olmama rağmen bu durum beni mutlu ediyor. Bugünün meraklı 2 kişisi yarının 20, belki 200, belki 20 000 kişisi olabilir. Sayıdan ziyade ilginin ciddiyetine odaklanıyorum.  
Öncelikle ansiklopedik bilgiler veren tarzda bir blog yazmadığımı anladığınızı düşünüyorum. Ben kısa ve konuşma havasında yazmayı seviyorum. Sipsi, birkaç anlamı içinde barındıran bir kelime. Yöreden yöreye, mahalleden şehre kadar farklı anlamlar yüklenerek kullanıldığını görebilirsiniz. Müzik aletinden argoya kadar anlamı var. Halk arasında nargilenin ucuna takılan şey olarak biliniyor. Çoğu zaman nargile marpucunun ucuna takılan şeyin adı neydi ya diyerek hatırlanmaya çalışır. Tabu oynarken anlatılamadığı için insanı delirten bir kelime diyebiliriz sipsi için. Bir türlü aklınıza gelmez ya hani. 
sipsi.net ile sipsi üzerine
Sipsi.net ile sipsi üzerine kısa kısa

Öyleyse Neden Sipsi?  

2015 yılında ismi hoşuma gittiği için aldığım alan adı olan sipsiyi kullanmamın birçok sebebi var. Argodan Türk Sanat Müziğine kadar geniş bir kullanımı olduğu için beni çekti diyebilirim.
Hem müzik aleti hem nargilenin marpucuna takılan ufak sevimli alet hem argoda yüklenilen anlamı karşılayan sevimli kelime. Çok yönlülüğe vurgu yapıyor benim için.
Aynı ismi gibi teknik olarak da birkaç hoş özelliğinden bahsedeyim. 
1) Türkçe karakter belirtmediği için genel olarak internet aleminde değerli. Herkese hitap edebilir. 
2) kısa ve akılda kalıcı. Bir kere söyleyenin diline yapışıyor. Sipsi bana minimalizmi bile hatırlatıyor. Hedehödehedeee bla bla gibi uzun ve gereksiz değil benim gözümde.  
3) Uzatmayı sevmiyorum.  Kısa ve net… Sipsi.net 
 
Ne söyleyeceğim belirsiz olmasına rağmen bunu ifade ediş şeklim net olacak.  Sipsi ismiyle yazdığım için memnunum.

Lviv’de Sokak Futboluna Katılan Türk

Lviv’in ünlü vişne liköründen içerken şehre tepeden bakma isteği geldi birden. Nedense hepimize aynı anda gelmişti. Gidelim öyleyse diyerek yola çıktık. Rehber sayılabilecek bonzaiciden hallice bir Türk abimizle beraber tepeye çıkmaya yeltendikten yaklaşık 1-2 dakika sonra sahada futbol oynayan çocukları gördüm.  4’e 4, 5’e 5 tarzında küçük sahada oynanan futbol dünya üzerinde dayanamayacağım şeyler arasında ilk sırayı kesinlikle alır. Kiminin kadına, kumara, kitaba, alkole, yemeğe ve aklına gelebilecek nesnelere zaafı vardır. Benimse bir top ve bir saha gördüğüm zaman ilk zaafım futbol oldu şimdiki hayatıma kadar. Özellikle farklı insanlarla oynamaktan büyük keyif alırım. Futbola 9-10 yaşlarında başladığımda Bursa’da mücadele eden yaş grubum yoktu. Bunun için büyüklerle oynadım daima. Oysa artık büyümüştük. Neden kendimden küçüklerle oynamayım ki hem?  
Özet halinde kendimden bahsederek giriş yaptığıma göre biraz daha açmalıyım konuyu. Lviv’in tepesine çıkarken yoldan gördüğüm çocuklara, ooo futbol mu oynuyoruz canlarım benim tarzında yaklaşarak 4’e 4 ne dersiniz şeklinde el işareti yaptım. Birazcık Rabia işaretine benzemesine rağmen çocuklar hevesli bir şekilde çağırdı. Ama bizim Türkler içmeyi kafasına koyduğu için tepeye çıkmayı tercih etti. Bense bu güzelliği, bu hazzı nerde bulabilirim diyerek demirlerin üzerinden atlayarak sahaya indim. (Siz gidin ben sizi bulurum dememe rağmen onlar dönerken beni sahada buldu!) 
  

Lviv Alman Koleji Bahçesinde Futbol
Lviv Alman Koleji Arena

Paşam ayakkabın yok dediler.  

 -Dedim çorap var. 

 Ya şort, rahat giysiler?  

 -Dedim pantolon-tişört yarı eşofman sayılır. 

 Dil yok dediler.  

 -Pas, press, barcelona dedim. Dilimiz futbol. 

 

Ayakkabın nerde dediler? Dedim yok. Elle gösterdim. Eee, neyle oynayacaksın tarzında bakındılar. Çorabım var dedim içimden ve çıkardım botları. Oh shit sesleri arasında gidip gelirken birkaç dakika sonra profesyonel olup olmadığımı sormaya başladılar. Oysa ne profesyoneli 16 yaşında futbolu bırakmış adamım ben. Amatör oynadım işte diyerek yola devam ettim. Çoraplarım ve pantolonumla oynadığım futbolu yadırgamamaya başlamaları uzun sürmedi. Keko meko ama oynuyo demiş olmalılar. İyi niyetle beraber gelen Barcelona tic tac-toe futboluyla beraber iyice kaynaştık. İyi insanlar bir şekilde anlaşır zihniyetiyle çıktığım bir yolda yine yarıda kalmamıştım. Seviyorum sizleri Xavi, Guti(içimizdeki irlandalı) ve Deco 🙂  

Türk Milli Takımı Neden Başarısız Oluyor?  

Kendimden örnek vermek gerekirse 4’e 4 şeklinde yapılan turnuvada neredeyse bir saat boyunca sahadan hiç çıkmadım. 3 gol atılması veya 7 dakika süreyle geride olanın kaybettiği turnuvada sıkılıncaya dek bırakmadım. Bırakmadığım için kaybetmedik. (Buralardan bir ego geçti.) Kaybedenin değiştiği turnuvada saatlerce sahada kalmak kondisyondan öte şeyler de barındır.  Dışardan baksam dahi gerçekten yetenekli bir futbolcu olduğumu söyleyebilirim. Ahkam kesiyorum ama biliyorum pozu keseceğim için övüyorum kendimi. (Yapılacaklar listesinden kendini övmeyi bir süreliğine çıkarıyorum.)

 Türklerin futbol eğitimi almış özel bir kısmı böyledir zaten. A milli futbol takımı seviyesinde baktığımızda dahi neredeyse herkes yetenekli ama hep mağlubuz. Neden mi? Çünkü bireysel yeteneklere sahibiz. Akıl olarak takım oyununa hazır değiliz. Genel itibariyle kendimizi düşünüyoruz. Bizde topu alan gider arkadaş. Gidemiyorsa alır şöyle bir etrafında dolanır, sonra pas atar. Kardeşim aynı takımdanız bana pas atabilirsin muhabbeti her maçta dile gelir. (Bir İzlanda olamadık ya sitemi)


 En basitinden Ukrayna’da gördüğüm kadarıyla gol atılınca kalecilerini değiştiriyorlar. Yani bizdekinin tam tersi. Gol atan takımın kalecisi değişiyor. Böylelikle bencillik azalıyor bile denebilir. Mahallesinde bile takım oyunu oynanıyor. Ufak gibi görünen bu detayların arkasında çocukluktan itibaren edinilen takım oyunu etkili olabilir.  Kesinlik belirtmekten kaçınmalıyım. Olmayabilir tabi. Ama yine de bir düşünüyor insan. 

 Sizce neden başarısız oluyoruz?  Çok mu övdüm? Yoksa yerinde mi övdüm?

Kısaca Sipsi.net

Burada paylaştığım yazılar, videolar vb. her şey kendi fikirlerim doğrultusundadır. %100 doğruluk içermez. Kişinin bakışına göre doğru/yanlış gelebilir. İnternetteki gereksiz yorumlardan haberdar biri olarak bunu buraya açık bir şekilde yazmayı doğru buluyorum. Buralar hep yazı dolacak…  
Kolanın üzerindeki soğuk içiniz yazısı kadar gerekli bir açıklama olduğuna eminim. Gereksiz gibi görünen bu uyarıyı dikkate almanızı istiyorum. Soğuk içiniz yazısı bile oraya boşa yazılmamıştır. Yılmaz Erdoğan’ın da uyarı yazılarının saçmalığı üzerine dediği gibi birilerinin bu dangalaklığı yapmış olması lazım. Dünyada 3 kişi dahi kalsa o yazı gerekli.
sipsi hakkındaki sorulara cevap
Sipsi Hakkındaki sorulara cevap

Sen Burada Napıyorsun/Napacaksın Lan Değişik 

 Kendimi deniyorum. Yazı üzerine denemeler yapıyorum. Bildiğim ve insanlara faydalı olabilecek şeyleri paylaşmayı deniyorum.  Sizlerden de bir beklentim yok. Ama benden bir beklentiniz varsa yardımcı olabileceğim konularda olurum. Kafam esince günlük tutuyorum. Kafam esince rehber gibi tanıtıcı yazılar giriyorum. Ağbiii, nasıl yaptın ya diye yöneltilen soruların cevaplarını birkaç kişiyle değil, hepinize sunmayı deneyeceğim. Genellikle deneme yanılma yoluyla ulaştığım şeylerden bahsediyorum. Bazen goygoy yapıyorum. Bazen troll oluyorum. Bazen duygusal, bazen hırslı, bazen aksi ve huysuz. Sadece dünyadaki bir insanın kafasından geçenlerin bir kısmını okuyabilirsiniz. Tekrar  belirtmekte fayda görüyorum. Çok da şe yapmayın arkadaşlar:)  
 

Emmanuel Badu Fetö’cü mü?

Eey Badu sen kimsin ya?  Nesin, necisin, nerden gelir nereye gidersin diyenlerden misiniz? 


Uzun bir süredir Bursaspor’a transfer olmaya çalışan(!) Emmanuel Badu, Fetö’cü mü?  
Emmanuel Agyemang Badu‘nun Fetocu olabileceğine dair çok ciddi veriler var.  

1) 15 Temmuz 2016’dan Sonra Değerinin  Düşmeye Başlaması.  

Bu bir şaka değil. Grafikten görüldüğü gibi 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren değeri düşüyor. Hain darbe girişimin olumsuz sonuçlanacağını gördükten sonra psikolojisi mi bozuldu? Bu durum dolayısıyla futbola kendini veremediği gelen yorumlar arasında bulunuyor.  
Emmanuel Badu’nun piyasa değeri

2) 7+8 = 15  

 Temel matematik eğitimi almış herkesin yapabileceği bir işlem gibi duran bu sayıların ardında bir şifre mi var? 15 Temmuz darbe girişiminin olacağını biliyor muydu? Udinese’de oynayan Badu 8 numaralı formayı giyiyor. Gana milli takımında ise tahmin ettiğiniz gibi 7.. 
7 numaralı formasıyla Badu



3) Neden Türkiye?  

Yaşı, fiziği, tekniği itibariyle üst düzey liglerde rahatlıkla mücadele edebilecek olmasına rağmen neden Türkiye’ye gelmek istiyor? Bu fikrinin altında yatan sebepler ne? Zor durumda olarak gördüğü kardeşlerine yardım mı etmek istiyor?  

4) Profili Neden kapalı?  

Bir futbolcunun profili neden kapalı olabilir? Arkadaşlar kimsenin özel hayatına karışmak gibi bir düşüncemiz elbette bulunmuyor.
Hayır sanki 200 kişilik eş dost çevresiyle takipleşiyor. 56 bin takipçisi var. Takipçilerini tek tek onaylıyorsa bunun sebebi ne? Gizli bir Bylock mu var altında? Nerde görülmüş böyle saçma bir durum?  
Yoksa yaptığı paylaşımları mı gizliyor?  

Emmanuel Agyeman Badu’nun instagram profili

5) Gana’daki Türk Okulları 


Bildiğiniz gibi Badu Gana’lı bir futbolcu. Gana’da bulunan Türk okulları hakkında ne düşünüyor? Eğer Türkiye’ye gelirse ilk yapması gereken bu konudaki fikirlerini beyan etmesidir. Eğer kötülerse fetocudur. Çünkü, kriptodur. Kendini gizliyordur. Olumlu açıklamaları olursa zaten sorgulamaya bile gerek yok. Yeşil sahalardan direkt olarak polis eşliğinde alınmalı mıdır? Soruyu duymamış gibi yaparsa uzun bir süre ajanlarımız tarafından takip edilmeli. Telefonları dinlenip, sosyal medya hesaplarının  hacklenmesi gerekmektedir.  

Yani, ben yine de bir Bursasporlu olarak gelmiyor diye arkasından konuşuyormuş gibi olup günahını almayım.  
Ama derin anlamlar barındıran bu özel durumlar sizce de rastgele gerçekleşmiş olabilir mi? Sizce de Feto’cu mu? Yoksa eli yüzü düzgün bir Müslüman kardeşimiz mi? Fikirlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Çekinmeyin ki hapishanelerde yazılan şarkılar, türküler, şiirler ve kitaplar yazılabilsin! 

Kaynak : fotoğraf ve Badu hakkındaki bilgileri transfermarkt sitesinden inceleyebilirsiniz. Üzerlerinde herhangi bir oynama yoktur. Yazı ise benimle beynim arasında bir yerlerde ulaşılabilir durumda.
  Emmanuel Badu Bursa’ya mı yakın?  Yoksa Feto’ya  Alah bilir. Bize düşmez. Takip edeni takip ederim diyerek bitirmeli. Yazı bitti.
        
                                         

Sen Aydınlatırsın Geceyi

                              Sen Aydınlatırsın Geceyi

     Erken uyanmasına rağmen mutlu olabilir mi insan?
  
     Erken ve mutlu uyandığım nadir günlerden olan bir günün sabahı kahvemi yudumlayıp geçmişte yapıp şimdi yapmadığım neler var diye uzunca düşünürken rahatlatıcı bulduğum bir şarkıyı hatırladım. (CamelRajaz) Dinlerken düşünmeye devam ederim demiştim içimden. İçimden geçen ufak bir plan sayılabilecek bu basit fikri bile yerine getirememiştim. Nerden bilebilirdim ki anlık merakımın peşinden sürüklenip gideceğimi.  


Siz hiç Arif’in Manchester’a attığı golü ararken sürüklendiniz mi? (Trifago!*wtf *swh) 

Arif’in Manchester’a attığı golden sürüklenmek

     Youtube’da bir şey aradığımda ilk sayfada görünen 10 videoyu şöyle bir göz ucuyla gezmek huyumdur. Biraz bakınınca seslendirdiği şiire dinlemek istediğim Rajaz’ı  fon müziği olarak koyan kişinin videosu ilgimi çekti. Şiir bir yandan, rajaz bir yandan, video ne tuhaf demekten kendimi alamadığım durumun içinde bulundum.  (Sagopa’nın şeytan bir yandan melek bir yandaan diye bir şarkısı vardı yıllar önce duyduğum. Ah ulan ‘baytar’ dinlenmez mi şimdi? Böyle de gidebilirdi tabi. Ama hayır bu değil.) 
           Soru Neydi Diyen Emre Belözoğlu Gibi Olmak 
Konu neydi ya ben bir kere daha alabilir miyim dediğinize göre özet geceyim, devamını ona göre okuyun.  
     Yazar şarkı dinlemek için youtube’a girer.  
Aradığı şarkının fon müziği olarak kullanıldığı videonun başlığı ilgisini çeker ve aa diyerek videoya gider. Videoyla birlikte seslendirilen şiiri dinler. Şiiri dinlerken video ilgisini çeker. Videonun alındığı filmi bulur ve peşinden filmi izler. Filmi izledikten sonra başka film üzerinden alıntısını yapar ve bitirir. Bu kısa ve sıkıcı özeti geçtikten sonra yazısına devam eder. 
      
             Başlıkların Önemi Adına 
      Başlıkların önemini de bir kez daha görmüş bulundum bu arada. Yaşasın! ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize.- Ah Muhsin Ünlü! (Ah Muhsin Ünlü’nün bir  mahlas olduğunu ve bunu  Onur Ünlü’nün kullandığını sonradan öğrenecektim.) Hemen tıkladım tabi. 

Ayakkabılarımı kapımın önünde görmek istiyorum.
Umut Tugay Temel, Ah Muhsin Ünlü şiiri

Arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz demeyen youtuber 
      Umut Tugay Temel isimli  yolda görsem tanımayacağım ama emeğine saygı duyduğum bir youtuber seslendirmiş. Sesle birlikte artan ilgim eklediği video ile birkaç kat daha arttı. Biraz daha zorlarsam ilgi artışı grafiği altında incelenebilecek bir durum çıkmıştı ortaya. Bugün güzel bakıyorum ve güzel görüyorum galiba diyerek devam ettim. Fonda bildiğim şarkı, duyduğumsa sanki tanıdık gelen sözler bütünü..  
Nerden, nerdeen acaba diye kendimi zorlarken iskambil kağıtlarını tercih ettiğim o anlar geldi aklıma.   
     Sözler önceden dinlediğim Bağzıları adlı grubun’Zaten Kırılmış Bir Kızsın’ adlı şarkısında geçiyor. Benim kısa videomda denk gelmediğiniz uzun, okunası Onur Ünlü’nün şiiriymiş meğer. ( 6 milyon dinlenen şarkı olunca rezil bir şey sanmıştım! Susma haykır, önyargıya hayıır. Yazar burda çuvaldızı kendine batırıyor.) Aşağıda bir kısmını gördüğünüz şiire Onun Ünlü’nün sitesinden link vermeyi de unutmuyoruz tabi. link:  Ah Muhsin Ünlü

Kibrit Kutusu Cafe-
 
     Konunun buralara gelmesini sağlayan  videoda görünen yüzlerin tanıdık olması birkaç tıkla filme ulaşmamı sağladı. Araştırma kolaylığı sağlayan yüzlerin oynadığı bu ilgi çekici filmi zaman zaman durdurarak izledim.  
     Bursa-İzmir arasında mekik dokuduğum zamanlar tabelasını gördüğümde buralarda zaman nasıl geçiyor diyerek düşünmeye başladığım Akhisar’da geçiyor film. filmi izledikten sonra evet böyle olabilir bile demiştim 🙂 Öyleyse önereyim: Sen Aydınlatırsın Geceyi. 
Filmden 2 kare daha vererek ilgi çekici hale getireyim.
    Dediğim gibi erken kalkmama rağmen mutluydum. Ama saçma sapan bir halde kalkmış olsam bile aklımdan çıkmayan bazı basit sözlerle olumlu bir beyin yıkamaya maruz bıraktığımı düşünüyorum kendimi. 
 Sebebi olmadığı halde mutsuz ve huzursuz insan gördüğümde hep aklıma gelen şu sözlerden etkilenip harekete geçme isteği gelmemesi elde değil..  
Okunacak  kitaplar, dinlenecek şarkılar, izlenecek filmler, gezilecek yerler vb.  aklınıza gelen şekilde türetip 140 karakterin ötesine gidebilen ve hatta istediğiniz kadar yol aldırabileceğiniz bu sözü paylaşmışım gibi davranarak kaynağımı gösterme ihtiyacı hissediyorum. İstiyorum ama bulamıyorum. Anonim mi acaba?
Kimin olduğunu bilmediğim, hiçbir zaman tamamını doğru yazamadığım yukardaki söz sosyal medyada çok dolaştı.
 Oysa keşke bilseydim kimin olduğunu diyerek gerçek bir alıntıya yer verme gereği duyuyorum.
    Aklımdan çıkmayacak fikir ve sahne bolluğu olan American History X filminden Derek’i sizlerle buluşturarak bloğun ilk yazısının sonlarına geleyim. 
      Derek “bir yazıyı alıntı ile bitirmek iyidir” der. Birileri zaten senin söyleyeceğini en iyi şekilde söylemiştir. Daha iyisini yapamıyorsan, onlarınkini alır ve yazıyı etkileyici bir şekilde bitirirsin. Oysa ben bir adım daha ileri götürerek takip edeni takip ederim diyerek sizleri sağ üstte yer alan sosyal medya hesaplarıma yönlendiriyorum. Arkadaşlar bloğuma hoş geldiniz!